forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

BAŞBAKAN'IN MEDYA İLE İLİŞKİLERİNİ EN YETKİLİ İSİM ANLATTI!

Aktif .

nabi_avci8.5 yıldır Başbakan Erdoğan'ın İletişim Başdanışmanlığını yapan Nabi Avcı, Başbakan'ın en yakınındaki isimlerden biriydi. Avcı, Erdoğan'ın medyayla ilişkilerini de koordine ediyordu. Avcı şimdi, milletvekili olmak için gün sayıyor...

Nabi Avcı, danışmanlıktan milletvekilliği adaylığına giden süreci ve Başbakan Erdoğan'ın medyayla ilişkilerini Star Gazetesi'nden Fadime Özkan'a anlattı...

İşte Star Gazetesi'ne yayınlanan söyleşi...

Yeni Türkiye için önce minimalist bir anayasa

Prof. Dr. Nabi Avcı, 1994’ten yani İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığından bu yana Recep Tayip Erdoğan’ın iletişim danışmanı. Sekiz yıldır Başbakan Başmüşaviri; çok yakınında çalışıyor, yurtiçi ve yurt dışı tüm gezilerine, görüşmelerine katılıyor. Başbakan kendisine “Nabi Hocam” diye hitap ediyor. Beraber yürünen yolun “Yeni Türkiye”ye açılan bu yeni dönemecinde Nabi Avcı da şapka değiştirdi; yola siyasetçi kimliğiyle devam edecek. AK Parti’nin Eskişehir 1. sıra milletvekili adayı. Ortaokul ve liseyi Eskişehir’de bitiren, akadamik hayatının önemli kısımını Anadolu Üniversitesinde geçiren Avcı ile Eskişehir’de, tarihi Odunpazarı semtinde buluştuk. Heyecanla Eskişehir’in ve Türkiye’nin yeni dönemini anlattı.

Başbakan’ın çok yakınında bulunan o dar kadrodaydınız. Bir nevi görünmezdiniz ve şimdi gölgeden spotların altına çıkıyorsunuz! Önce hayırlı olsun. Sonra; sekiz yılın ardından niye şimdi?

Çok teşekkür ederim. Öncelikle kader tabii... Sekiz yıl boyunca Başbakan’ın yakınında mutfakta çalıştık.

Ama bir iktidar partisinde mutfak bir tane değil. Partide, Meclis grubunda, teşkilatlarda, genel merkezde ve hükümette oluşan iradenin uygulayıcıları arasındasınız.

İletişiminden de resmen sorumlusunuz.

Zurnanın zırt dediği yer yani.

Elhamdülillah, sekiz yıl boyunca büyük bir sıkıntı olmadan yürüttük. Bunda Başbakan’ın orkestrasyonu çok önemli rol oynadı. Niye şimdi? Ben kariyer planı gibi laflardan hoşlanmıyorum. Yeni bir döneme giriyoruz, yeni anayasa yapılacak, yeni Türkiye kuruluyor. Anladığım kadarıyla Başbakan da uzun süre yanında olmuş ve kendisinin Türkiye’ye ilişkin uzun vadeli düşünceleri, niyetleri, ümitleri, planları hakkında az çok bilgi ve sezgi sahibi olan, bunu paylaşan insanlarla bu yeni dönemi daha kolay biçimlendirebileceğini veya onların bu süreçte daha aktif bulunmaları halinde daha yararlı olabileceklerini düşündü. Bana da, artık orada değil de burada olmak daha anlamlı geliyor şimdi.

‘Başkanın adamları’ diye ayrı bir grup yok

Yeni Meclis, yeni anayasa, yeni Türkiye... Ve Başbakan’ın yakın kadrosu siyasette. ‘Başkanın adamları’ yeni kabinenin bakanları olacak desek, yanlış olmaz herhalde...

Mevcut kabine üyeleri de Başbakan’ın çok yakın çalışma arkadaşları. Başbakan’ın yakınında çalışanlar, bakanlar, milletvekilleri veya eski milletvekilleri hepimiz için söylüyorum, hiçbirimizin geçmişte yaptığımız görevler, gelecekte yapacaklarımızın teminatı ve habercisi değildir. Bunlar arasında ciddi mahiyet farkları var çünkü. Ayrıca, öyle “Başkanın adamları” türünden ayrı bir grup da hiç olmadı.

Yeni Meclis yeni anayasayı yapacak, siz de o Mecliste olacaksınız. Siz nasıl bir anayasa istiyorsunuz?

Kişisel fikrim, beklentim, ümidim şu: Çok geniş bir toplumsal, siyasal, düşünsel katılımla işlevsel, minimalist bir anayasa yapmamız. Yeni anayasa, öncelikle kendisi bir sorun kaynağı olmamalı; kendisini her derde deva bir çözümler kitabı olarak da görmemeli. Hayatın her alanını tanzim eden, herşeyin en doğrusunu zaten bilen ve bu en doğru şeylere hepimizi yemin billâh bağlı kılan bir süper anayasa olmamalı. Sade, anlaşılır, alçakgönüllü bir anayasa olmalı. Bunu bu dönemde elbirliğiyle yapabiliriz gibi geliyor bana.

Başbakan girdiği tüm seçimleri kazandı. Bunun sırrını anlamak isteyenler Erdoğan için vefalı, çalışkan, karizmatik, iyi hatip derler. Sizce neden başarılı Başbakan?

Bir kere çok mütehammül, yani tahammüllü. 73 milyon nüfuslu böyle bir ülkenin Başbakanı olmak kolay değil. Başarılı başbakanlık yapmış herkes için söylenebilir bu ama Tayip Bey için ayrıca söylenmelidir.

Başbakan gerçekten çok tahammüllü

Tahammüllü yorumuna itiraz edenler olacaktır.

Onları da düşünerek söylüyorum. Hakikaten her şey ona geliyor, her sorun. Ve inanılmaz bir iş yükü var. Tabii, o zaman da onun algısı “Ben gecemi gündüzüme katıp bu kadar çalışacağım, adamın biri kalkacak, işin perde arkasını bilir bilmez, bununla ilgili yalan yanlış eleştirilerde bulunacak” oluyor. Bu kadar çok şeyle, bu kadar uzun süre meşgul olan insanlarda bu algı oluşur. İkincisi, evet, çok çalışıyor! Ve bence bu doğru bir şey değil. Başbakan’ın hiç olmazsa haftada bir gününü kendisine ve ailesine ayırması gerektiğini söyledim, söylüyorum, arkadaşlar da söylüyor ama..

Başbakan’ın medyayla ilişkilerini kurmakla sorumlu idiniz. Başbakan “bir kısım medya” ile hep kavgalıydı, hala kavgalı. 1) Neden böyle? 2) Bu, basbayağı hesap edilmiş uygulanmış bir şey olabilir mi, hele de medyayla her kavganın bir şekilde ona oy olarak geri döndüğü göz önüne alınırsa?

Bu konulardaki terminolojiyi medya oluşturduğu için, Başbakan’ın medyayla ilişkisi “Başbakan’ın medyayla ne sorunu var” şeklinde formülü ediliyor. Halbuki bu taraftan baktığınızda “Medyanın Başbakan’la ne sorunu var” dersiniz. Medya bugüne kadar kendisinin de bizzat taraf olduğu bir durumu “bir Başbakan var ve onun medyayla bir sorunu var” gibi tanımladı. Şimdi taraflardan biri olan Başbakanlık’tan biri de diyor ki, diyebilir ki, demiştir ki; “peki medyanın Başbakan’la ne sorunu var?”

Medyanın Başbakan’la ne sorunu var?

Siz söyleyin, medyanın Başbakan’la ne sorunu var?

Bunun bir evveliyatı var. Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığından başlayan bir hikayeyi anlatıyoruz. Tayip Erdoğan bir sabah uyandı, kendini başbakan olarak buldu ve medyaya savaş açtı, değil ki.. 27 Mart 1994 yerel seçimleri öncesinde medyanın, adaylardan biri olan Tayip Erdoğan’a bakışı ve yaptıkları. Belediye başkanı olduktan sonraki ilişkiler. 28 Şubat medyası.. Belediye’ye aday olduğu süreçte yapılan yorumların hatta başkanlığının ilk günlerinde yapılan düzmece “haber”lerin ne kadar yanlış olduğunu gösteren bir başkanlık süreci.. AK Parti’nin kuruluşu, yasaklı hale gelmesi, o süreçte medyanın tutumu.. Hikayenin geçmişini görmezlikten gelemeyiz.

Bu ilişkinin evvel ezelden beri böyle olmasının sebebi ne peki, medya neden sevmedi Recep Tayyip Erdoğan’ı?

Başlangıçta onu Öteki Türkiye’nin çocuğu olarak görüp ötelemek istediler. İktidar olduktan sonra ise çok karmaşık, medya açısından katlanması zor bir ilişki düzlemi oluştu. Medya tüm dünyada, gerçek yerleşik düzene yani müesses nizama ilişmeden, onun zımni müsaadesi altında, gelip geçen siyasi iktidarlarla kimse için öldürücü olmayan bir gerilim ilişkisi içindedir. Bizdeki güncel sorun, bu iktidarın böyle bir zımni müsaade falan tanımaması, medyanın da müesses nizama olan imanının zaafa uğramasıdır.

İktidarın medyayla ilişkisi gayet başarılı

Peki bu rahatsızlık veren, kötü bir durum mu?

Hayır değil. Dediğim gibi, ana-akım denilen medya her yerde, ama gerçek müesses nizamın müsaadesi altında, her zaman konjonktürel siyasi iktidara muhaliftir. Önemli olan bunun o siyasetçi sınıfı tarafından nasıl yönetildiğidir. Bazı siyasetçiler bunu kendileri için çok iyi yönetir ve arada sanki hiç sorun yokmuş, karşılıklı bir uzlaşma varmış gibi görünür. Geçmişte Türkiye’de bu uzlaşmaların örnekleri vardır ama aynı zamanda bu uzlaşmaların hangi koşullarda gerçekleştiğini de taraflar bilir. O yüzden o uzlaşmanın taraflarından biri olan siyasetçilerin daha sonra halktan aldıkları cevap da bellidir. Yani medya ile uzlaşma her zaman siyasi başarı anlamına gelmez. Nitekim geçmiş örneklerde bu vardır. Ak Parti iktidarının medya ile ilişkilerini siyasi sonuçları üzerinden değerlendirdiğimizde, bunun Ak Parti ve hükümet açısından başarılı bir ilişki olduğunu görürüz.

Hayır, kimse kimsenin kuyusunu kazmadı

Başbakanın yakın çevresinde yer alan isimlerin bir tür güç savaşına girdikleri, birbirlerinin ayaklarına bastıkları söylentileri hiç eksik olmadı tüm bu süreçte. Bir hiyerarşi var da önde ve etkili olma kavgası mı yaşanıyor orada?

Bir iktidar odağı varsa ve onun çevresinde bir çalışma grubu varsa -ki olmak zorundadır- o çalışma grupları her zaman çok homojen, çok uyumlu olmayabilir, olması da gerekmez zaten. Olursa bazıları fazla demektir. Dolayısıyla birbirinden farklı düşünen, bunları farklı üsluplarla dile getiren insanlar olmalı ki karar verici içlerinden kendisine en uygun olanını seçebilsin. Ama bunun asgari nezaket içerisinde, adab-ı muaşerete uygun yürümesi gerekir.

Aksi oldu mu hiç?

Hayır. Birbirinden farklı düşünenlerin düşman olduğu, birbirinin kuyusunu kazdığı söylenemez. Başkalarının sandığından daha uyumlu çalışıldı.

Ben zaten Eskişehir fahri milletvekiliydim

Bilecik doğumlusunuz ama Eskişehirli bilinirsiniz...

Çünkü ben Başbakanlık Başmüşaviri olduğum bu sekiz yıl boyunca bir tür “Eskişehir fahri milletvekili” gibi de çalıştım. Eskişehirliler şehirle ilgili bir sorun olduğunda beni de gidebilecekleri adreslerden biri olarak gördüler. Ben de elimden geldiğince ilgileniyordum. Geçtiğimiz dönemlerde Eskişehir’in hiç altı milletvekili olmadı, muhtemelen başkaları da vardır ama ben kendimi hep yedinci adam gibi gördüm açıkçası, yaptığım işler itibariyle, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Dolayısıyla şimdi bu fahri vekilliğin adını da koymuş olacağız.

Işınlanmadınız yani Eskişehir’e?

Çocukluğum burada geçti, ortaokulu liseyi Eskişehir’de okudum. Akademik hayatımın önemli kısmını burada geçirdim. Eskişehir’in farklı dönemlerini yaşadım. Başbakanlıktayken de Anadolu Üniversitesinin bürosu gibiydim.

Kutuplaşma olgu değil şükür ki sadece bir algı

Türkiye’de toplum iki kutba ayrıldı. Kaygılı kutupta ve dışarıda “AK Parti iktidara gelmek için demokrasiyi kullandı, şimdi de özgürlükleri kısıtlıyor” gibi bir algı var. Yeni dönemde kaygıların bitmesine sizin katkınız ne olur?

Bu önemli bir sorun. Peki, reel durum böyle bir algıyı hak ediyor mu? Bence etmiyor. Ama zaten reel durum bu algıyı hak ediyor olsa buna algı demez, olgu derdik. Bu bir olgu değil çok şükür. Ama böyle bir algının en azından belli kesimlerde olduğu da bir gerçek. Öncelikle mesajların karşılıklı olarak düzgün gidip gelmesini sağlamak gerek. Bu da medyada olacak. Burada da asıl sorun, medya çalışanları arasında kendileri de şahsen bu algıya sahip olanların sayısının çok yüksek olması. Böyle olunca mesaj çok filtreli gidiyor. Zor ama bu algının önce orada düzeltilmesi ve mesajların daha salim, olduğu gibi, çarpıtılmadan gidip gelmesini sağlayan bir medya düzeninin, etiğinin oluşması lazım.

http://www.stargazete.com/

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN