forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KALEMŞÖR NE DEMEK?

Aktif .

suat_oktay_225Geçen hafta özel bir elektronik ileti geldi adresime. İletiyi gönderenin adını buradan yazmayacağım, fakat, BURSA'DA KUSTURİCA NEDEN PROTESTO EDİLMEMİŞTİ? yorumumda kullandığım “kalemşör” sözüne takılmış ve bundan rahatsız olduğunu ifade ederek, "…kalemşörlük" gibi -en azından avamî dilde hafifmeşrep- bir ifadeyle…” şeklinde bir eleştiride bulunmuş.

Siz kalemşör kelimesinden anlarsınız bilmiyorum, “ama benim için anlamı asla alaycı bir içerik taşımamaktadır. Hatta bunun için "KALEMŞÖR" yerine (dalga geçme) amacıyla "KALEMTRAŞ" kelimesini kullandığım birçok yazım bile olmuştur” şeklinde bir yanıt verdim, arkadaşımıza!

Adını buradan yazmayacağım, dedim ama eleştiriyi getiren arkadaşımızın, (kendi tabiriyle) muhafazakar kesimden, sinema ağırlıklı yorumları kaleme alan bir “kalemşör” olduğunu da anımsatmadan geçemeyeceğim.

Kategoriye bakar mısınız?

Muhafazakar kesim…

E tabi, muhafazakar kesim olur da karşı kesim olmaz mı?

Sol kesim…

Milliyetçi kesim…

Dar kesim, Geniş paça(!)

Kesimlerden kesim beğenin :D

Her halde dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur böyle, insanların kendi kendilerini sınıflara, kategorilere ayırdığı, bize özgü bir durum!

Arkadaşımız kendisine “Muhafazakar kesim” bölümünü uygun görürken yazılarıma bakıp beni de kategorize etmekten geri kalmamış:

“Sayenizde, çok uzun yıllar sonra "Türk solu"nun yeniden solluğunu hatırlayıp insan onuru ve haklarına ilişkin bir konuda (en azından doktriner nedenlerden dolayı) vermesi gereken doğal tepkiyi verdiğine tanık olduk.”

Solcuymuşum da haberim yokmuş(!)

Oysa kendimi tarafsız sanıyordum. Ne sağcı, ne solcu, ne muhafazakar, ne de milliyetçi…  Hepsine uzak, ya da aynı ölçüde yakın!

Amma ve lakin herkes bir yerlere sırtını dayamış, kendilerini kategorize etmiş ya, “Suat Oktay Şenocak da olsa olsa solcudur, muhafazakar olsaydı, o da bilir, duyar, tanırdı zaten(!)”

(Bir de cemaat durumları var ki, akıllara ziyan! O konuya girmeye gerek yok şimdilik…)

Tam da sayın başbakanın değdiği gibi, “Tarafsız olan bertaraf olur” ya, arkadaşım da bana sol kanadı münasip görmüş.

Bundan rahatsız olduğumu söyleyemem ama hoşnut da değilim. Zira her hangi bir tarafa ait değilim siyasi anlamda. Taraf olduğum tek yön var da o da tuttuğum takım: BURSASPOR

Ülkem yararına kim hangi doğru işi yapıyorsa alkışlar, yanlış yaptığına inandığımı da eleştiririm. Partinin adı ve rengi ne olursa olsun, lideri kim olursa olsun. Fark etmez!

Sadece bir “kalmeşör”e takılıp, üşenmeyip bir hayli uzun eleştirisine, ben de benzer uzunlukta bir karşılık vermekten yüksünmedim tabi.

İki elektronik posta arasında gerçekleşen bu iletişimde o bana sıkıntısını dile getirdi, ben de ona kalemşör konusunda yanılgısını yazdım, tekrarında ise karşılık vermedi.

Oysa yanıtını aradığım bir soru yöneltmiştim yolladığım iletide!

Arkadaşımız, Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne Jüri Başkanı olarak Emir Kusturica’nın seçilmesine ilk eleştiriyi kendisinin yazdığını anımsatmış iletisinde. Evet, haklıdır. O arkadaşımız kaleme aldı ilk eleştirileri. Hatta ülke gündemine de o soktu konuyu, tartışmaya açtı.

Ancak, Altın Portakal’da Kusturica krizi patladığında CHP kanadının kılıcını çekip karşı hamle olarak Bursa BŞ Belediyesi’nin de Bursa Festivali için Kustyrica’yı getirmesini anımsatmasına kayıtsız kalmayı nereye koymak gerek?

Hangi muhafazakar kalemşör konuyu gündeme getirip bir iki satır yazma lütfünde bulundu dersiniz?

Ben de arkadaşımıza sordum:

Bursa BŞ Belediyesi Kusturica'yı davet ettiğinde neden tepki vermedin? Evet, Antalya'da jüri başkanı olacağı açıklandığında ilk sesini yükselten sendin ama Bursa Festivali için Kusturica konser vermeye geldiğinde benzer bir tepkiyi vermemeni anlayamıyorum. Hadi o zaman herkes gibi olayı kavrayamadın, ya sonra! Konu gündeme geldiğinde yazman gerekmez miydi? Hiç olmazsa bir iki satır be dostum!

Çıt yok!

Muhafazakar olmak demek, sadece işine geldiği konuları eleştirmek, yandaşlarını, davadaşlarını savunmak demek, olmamalı!

Ben işte bu nedenle bi’taraf’tayım.

Kalemim zülfü yâre dokunabilmeli…

Can Dündar’ı ilgiyle okurken, onu eleştirebilmeliyim.

Başbakan’ın “Van Minut” derken hakkını vermeli, “ananı da al git!” diye vatandaşı dışlamasına “yakışmıyor!” diyebilmeliyim. Baykal’ın gayri samimi kişiliğini sevmediğimi haykırabilmeli, Kılıçdaroğlu’nun pasif durumuna, Bahçeli’nin yapmacık ve göstermelik, 70’lerden kalma siyasetine dokundurabilmeliyim!

CHP’nin Parti Binası’nda açtığı sergide AKP’lilerle seviyesizce dalga geçmelerini, Kılıçdaroğlu’nın ses çıkarmadan sergiyi gezip, buna tepki vermemesini de, ATV’de yayınlanan Salih Memecan imzalı “BizimCty” maksadını aşan çizgi diziyi  ve Oktay Ekşi’nin üslubunu da yerebilmeliyim!

Bunu, birilerini incitecem, kalbini kıracam, hoş görünecem, düşman edinecem, diye yapmazsam, o zaman “kalemşör” olamam.

Hoş artık kalem de kalmadı, her haltı(!) klavye ile yiyoruz ya klavyeşör demek gerekse de, savaşını, mücadelesini yazarak yapan, ekmeğini gazetecilikle kazanan herkesin “KALEMŞÖR” olduğunu düşünüyorum.

Her ne kadar işsiz, tarafsız, sosyal güvencesiz, sendikasız, refüze edilmiş bir gazeteci eskisi de olsam, kendimi “kalemşör” kesimde değerlendirme hakkımı kullanıyorum!

suatsh@gmail.com
Suat Oktay Şenocak
"İnSanat Derneği"

DKM ARŞİVİNİ GOOGLE'DA ARAYIN

DKM'NİN 1998-2001 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2001-2003 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN

DKM'NİN 2003-2009 ARASINDAKİ ARŞİVİ İÇİN TIKLAYIN