Yazdır

BİR SORU VAR AKLIMDA...

Aktif .

suat_oktay_140SUAT OKTAY ŞENOCAK

İçeridekiler Ergenekon’sa dışarıda olanları kim tezgâhlıyor?Evet, “Bir soru var aklımda, söylemesi ayıp, yanıtı kayıp, kaç zamandır dilimde…” MFÖ’nün “Sakın Gelme” şarkısının sözlerini devşirdim yazının girişi için…

“Sakın gelme sözlerim kayıp / Ayıp ediyorum kendime

Günlerdir içim içimi yiyor… Canımı sıkan sorulara yanıt bulamıyorum!

***

Mart karı...

Geç de olsa, ne de güzel kar yağdı oysa…

Karlı havaları sevmişimdir hep. Hele beyaz örtünün oluşturduğu huzur, beni başka boyutlara taşır. Geceleri daha bir aydınlık olur, daha bir ferah…

Sanki hiç sorunlarımız yokmuş gibi gelir, farklı bir derinlik kazanır etraf, bir masal, belki bir rüya ortamı gibi…

Karda erime başlamaya görsün, vıcık vıcık, laçka çamur kalır, ne yürüyesi gelir insanın ne de bakası. Makyajı akan çirkin bir kadının pütürlü cildi gibi açığa çıkar gerçek!

Masal biter, kara kargalar tüner gevremiş dallara…

Gerçekle karşı karşıya, sorular önümüzde dizilir.

Karamsarlık diz boyu.

Hani büyüyen ekonomi, nedir küçülen umutlar, ya dağılan hayaller?

Gerçekle örtüşmeyen siyasilerin açıklamaları…

İnsanların aklı karışık…

Tepkisiz… Gık diyen, tık ediyor…

Nuray Mert, işin kolayını seçip köşesine,”Doğru bildiklerimizi özgürce yazamayacaksak, yazmanın anlamı yok!“ diyerek birilerinin istediğini yapmış: Kimse yazmasın, söylemesin, düşünmesin, konuşmasın!

Facebook’ta paylaşıyorum bu yazıyı da…

Bunun altına, İsveç’te yaşayan Ankaralı bir arkadaşım, yurt dışından memleketine bakıp olanlar için şu yorumu yapıyor:

“Yazmaya kimse birsey demezde kalemle göz oymaya calisanlara dur deniyor”

Off…

Dışarıdaki gurbetçimiz böyle görüyor. Ya sokaktaki insanımız?

Bunun için kıssadan hisse tadında bir masal anlatmak istiyorum.

Masal bu ya, geçmiş padişahlardan biri, dönemin tanınmış mimara güzel bir çeşme yapmasını emreder. Mimar çeşmeyi yaptıktan sonra, üstüne “bütün insanlar bu sudan içebilir ama Müslümanlar içemez" diye bir yazı ekler. Bunu gören Müslümanlar çok sinirlenip mimarı padişaha şikayet eder. Apar topar yakalanan mimar Padişah’ın huzuruna getirtilir. Padişah öfkeyle “Sen nasıl olur da bir Müslüman’a buradan su içmeyi yasaklıyorsun” diye çıkışır. Mimar gayet sakin yanıt verir: “Ey padişahım! Size bunun sebebini açıklayacağım ama bunun için yardımınıza ihtiyacım var. Eğer haklı çıkarsam, beni bağışlayıp mükâfatlandırınız, aksi olursa başım yolunuza kurbandır!” Padişah anlaşmayı kabul eder.

Mimar, padişahtan Yahudilerin baş hahamlarını zindana atmasını ister. Haham bir hafta zindanda esir kalır. Bunu duyan Yahudiler sokaklara dökülüp hahamlarını zindandan kurtarmak için padişahın huzuruna çıkıp hahamlarının suçsuz olduğunu kanıtlamak için her şeyi yapar! Sonunda padişah hahamı serbest bırakır.

Mimar, padişahtan bu seferde Hıristiyanların önde gelen isimlerinden baş papazı zindana atmasını ister. İstek yerine gelir, aynı şekilde papaz da zindana atılır. Ve Hıristiyanlar da papazın masum olduğunu kanıtlamak için her şeyi yapar! Ve bir hafta sonra papaz da serbest bırakılır.

Mimar, bu seferde Müslümanların önde gelen isimlerinden birini, gerekçe göstermeden zindana atılmasını talep eder Padişah’tan ve bu istek de yerine getirilir! Diğerleri gibi, Müslüman alim de, vaaz verdiği bir sırada kürsüsünden alınıp zindana atılır. Alim zindana atıldıktan sonra halk arasında dedikodular başlar. “Kim bilir ne yapmıştır, zaten sağlam birine de benzemiyordu, ben anlamıştım bunda vardı bir şeyler” diye söylentiler yayılır. Bir hafta, iki hafta, üç hafta geçer ama kimseden bir tepki çıkmaz. Mimar, Padişah’a “Gördünüz mü Hünkârım! Hiç bir suçu olmayan bu alime kimse yardım etmedi, kimse arkasında durmadı. Şimdi böyle bir halkın o güzelim çeşmeden su içme hakkı var mı? Sorarım size! Alimden gidip helallik alıp elini öpelim ve onu serbest bırakalım” diyerek üzüntüyle başını eğer. Padişah mimarın ne demek istediğini anlar ve “Haklısın Mimar başı, bu halka bırak bir damla suyu, hava bile haram!” der ve Mimar’a her istediğinin yerine getirilmesini emreder…

***

İşte sokaktaki insanımız da aynen bu durumda!

Bir akademisyen “Bu olanlar Avrupa’da yaşansa yer yerinden oynar!” benzetmesini yapıyor…

Sokakta çıt yok!

Ruşhen Çakır NTV’de gündüz kuşağı programını sunarken zar zor konuşuyor yutkunarak, yarından emin değil…

Aralarında Can Dündar’ın olduğu gazeteciler Ankara’da kalem kırıp ağızlarına siyah bant çekiyor,

İzmir’de ve derken, Bursa’da gazeteciler ayakta…

Sokaktaki adamın derdi Muhteşem Süleyman dizisinin yayından kaldırılması, gazetecilerin tutuklanmasından daha evla…

Kimse kimseyi dinlemiyor, kimse kimseyi sevmiyor…

Malını götüren kaptan(!)

Adaleti (ihtiyacı olduğunda kullanmak üzere) duvara asan Kalkınma ve Particiliği ile göz kamaştıran iktidar için bürokratik adaylar görevlerinden istifa(de) edip maksimum fayda için(!) Milletvekilliğine aday adayı olma yarışında…

İçimde bir soru, söylemesi ayıp, yanıtı kayıp!

“İçeri atılanlar Ergenekon’sa dışarıda yaşananları kim tezgâhlıyor?”

suatsh@gmail.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Suat Oktay Şenocak
"İnSanat Derneği"