forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BİZ BİRBİRİMİZİ KISKANIRIZ: KISKANANLAR ÇATLASIN!

Aktif .

suat_oktay_140SUAT OKTAY ŞENOCAK  

Manisa-G.Saray maçının ardından NTV’de yayınlanan Yüzde % Futbol programında Güntekin Onay Rıdvan Dilmen’e dönüp Arda Turan’ın bu kadar çok eleştirilmesine anlam veremediğini söyledi ve “Dünyanın hiçbir yerinde bizim kadar birbirini kıskanan başka bir toplum görmedim. Kıskananlar Çatlasın, ne demek?” diye sordu!

Bu konu zaman zaman benim de aklıma gelmişti ama Güntekin Onay’ın anımsatmasıyla bu “kıskanma” kültürü ya da kültürsüzlüğü üzerine bir iki satır karalama ihtiyacı hissettim.

Kıskanma tahammülsüzlüğü de beraberinde getiriyor aslında. Kıskandığımız birine ya da bir olguya tahammül de göstermeyi beceremiyoruz.

Arda Turan’ın yeteneğini kıskananlar, güzel aktris Sinem Kobal ile olan birlikteliğine de tahammül gösteremiyorlar elbet! Ve tabi ki Fenerbahçeliler Galatasaray’a tahammül edemiyorlar… Çünkü Avrupa’da gösterdiği başarılarından ötürü ortaya çıkan kıskançlık enerjisi, yıllarca sarı lacivertlilerin uykularını kaçırmıştı.

Öyle ki, o yıllarda neredeyse hemen her Fenerli, G.Saray’ın rakiplerini desteklemek, bayrak ve flamalarını sallamaktan yüksünmemiş, daha sonraki yıllarda sarı kırmızılılar misilleme yapıp Fenerbahçelilere karşı benzer tepkiyi kullanmıştı.

Şimdi de, tarihinin en kötü dönemini yaşayan Galatasaray camiası, Fenerbahçe’nin başarısını çekemiyor! ‘F.Bahçe şampiyon olmasın’ diye geçen yıl tüm Galatasaraylılar Bursaspor için az dua etmemişti!

“Nazar etme ne olur, çalış senin de olur” sözündeki nazar kelimesinin karşılığının aslında ‘kıskanmak’tan başka bir anlam ifade etmediğini de bilmem anımsatmaya gerek var mı?

Yeni araba almış komşuyu, komşunun yakışıklı kocasını ya da güzel karısını kıskanan, başarılı olmuş, yüksek not almış kardeşini kıskanıp tekerine çomak sokmak için her yolu denemiş örneklerle doldur ikili ilişkilerimiz.

Fener ile G.Saray birbirini kıskanırken, İstanbul’un Bursa ve Bursaspor’a yaklaşımı da pek farklı değildir. Tıpkı birilerinin Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğunu şansa bağlayıp küçümsediği gibi, yeşil beyazlıların geçen yılki (beklenmedik) Süper Lig şampiyonluğunu da yok sayan, hak ettiği ilgi ve alakayı göstermeyen İstanbul medyasının tutumunu “kıskanma-tahammül edememe” mertebesine koymak pek de sakil durmaz!

Sporda durum böyleyken, siyasette farklı mı ki?

Orada durum daha da vahim! Muhalefet iktidarı, iktidar muhalefeti, seçilemeyen vekil seçileni, aday gösterilmeyen, gösterileni kıskanır ve hasedinden çatlar!

İktidarın hazırladığı projeleri küçümseyen muhalefet, kendi iktidar olduğunda benzer proje hazırlamaktan yüksünmez, bu sefer de küçümseme sırası ötekine geçer ve kıskanmanın farklı türleri literatürdeki yerini alır…

Memlekete hizmet bahane, herkes kendi iktidarının devamından yana. O nedenle etraf yalaka ve koltuk sevdalılarla doludur. Medeni ülkelerde yapılan hata karşısında o makamın yöneticisi hemen istifa eder. Bizde ise görevden alabilene aşk olsun! O nedenle (takriben) tüm bürokratlar görevlerini bırakıp iktidara en yakın partiden milletvekili adayı olabilmek için yırtınmadılar mı?

Hak edene hakkını veren, alkışlama erdemini gösteren istisnalar hariç, neredeyse yok gibidir!

Bu konuda, rahmetli Özhan Canaydın’ın 6-0’lık yenilgiden sonra rakibini alkışlamasını ayrı bir yere koymak gerektiğini anımsatmak lazım. O asil davranışının bedelini, bolca hakaret ve suiistimalle ödemiş özel insanlardan biriydi, Canaydın!

Güntekin Onay’ın anımsattığı ve tribünlerde slogan olmuş “kıskananlar çatlasın!” tezahüratı da o nedenle sadece bizim kültürümüze, yani gelişmemiş, hazmetmeyi öğrenememiş, eğitimsiz toplumların belirtken “ortak“ özelliği olduğu inkâr edilemez!

Sporda ve siyasette hâl böyleyken, sanatta durum farklı, sanıyorsanız yanılırsınız!

Kıskançlığın, fesadın, tahammülsüzlüğün en büyüğünü sanatla iştigal edenler sergiler ki, asla arkalarında bir mirasçı, veliaht ya da yeni bir isim bırakmazlar. Çünkü tüm rakiplerini pasifize etmek, onları ayakaltından çekmek için ellerinden ne gelirse ardına koymaz, sadece “egolarıyla” baş baş başa kalıp sonsuza intikal ederler!

Takdir etmek, alkışlamak, helal olsun, bravo demek onlar için zordur

Göstermelik de olsa deseler, demek zorunda kalsalar bile içlerinden bin bir lanet ve küfür savururlar!

Ya da kimine göre yok saymak, görmezden gelmek, duymamak, hakkında konuşmamak, tek satır yazmamak, en etkili yöntemdir!

Ondan sonra da kitleler meydanlara çıkar “kıskananlar çatlasın!” diye bağırır, seslerini duyurmaya çalışırlar. Bize özgüdür ve bu ne yazık ki sevdiğimizi kıskanmak değil, tahammül edemediğimizin, başarısını hazmedemediğimizin bir itirafıdır…

Ve bir öz eleştiri de kentim Bursa ile ilgili yapmadan noktayı koymak istemiyorum.

Evet, genel olarak kıskanmak bu ülke kültürüne özgü olsa da Bursa ve Bursalılar için ayrı bir parantez açmak lazım. TC sınırları içinde Bursalılar kadar birbirini sevmeyen, başarılarını görmezden gelen, küçümseyen, kentli olma bilinci gelişmemiş başka bir şehir olduğunu sanmıyorum. Bursa dışında birbirine kazık atan, bulunduğu departmanda hasbelkader karşılaştığı bir Bursalının başarılı olmaması için her şeyi yapan, hemşerisi tökezlediğinde, ilk tekmeyi vuran yine bir Bursalı olur!

Bu askerde de böyledir, gurbette de, Bursa’da da…

Türk insanı kıskançtır ama bunların içinde Bursalılar açık ara liderdir!

Ben de beş parasız bir film yaptım Bursa’da, işitmediğim küfür, duymadığım hakaret kalmadı, oradan biliyorum. Başka ne diyeyim: “kıskananlar çatlasın(!)”

--

Suat Oktay Şenocak
"İnSanat Derneği"

DKM ARŞİVİ