forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BİR 'HABER AJANSI'NIN ELİNE DÜŞMEK!

Aktif .

SUATOKTAYSUAT OKTAY ŞENOCAK 

Her gazetecinin, her fotoğrafçının hayalidir, çekilemeyeni, çekmek, kimsenin yapamadığı habere tanıklık edip en çarpıcı fotoğraflarla süslemek…

 

Çok az fotoğrafçıya ve gazeteciye nasip olur böyle bir iş.

Fotoğraf çekmeyi balık tutmaya benzetirim. Balıkçılar ava çıktıklarında büyük balığı tutma şansını her zaman bulamazlar, tek hayalleri “en büyük balığı tutmak, yakalanamayan balığı avlamaktır!”

Tıpkı fotoğrafçılar gibi…

Bazen iyi bir kare bazen de saçma sapan fotoğraflar çeker, gökyüzünde bir UFO(!), ya da daha mantıklı ama olağanüstü bir durum fotoğraflamayı umarlar!

Büyük bir fotoğraf(lar) çeken bir fotoğrafçı, fotoğraf sanatçısı tanıyorum.

Bursa’da yaşıyor.  AFIAP unvanına sahip ödüllü bir BUFSAD üyesi…

Bursa Yıldırım Belediyesi’nde çalışıyor. Geçen Ekim sonu, (31 Ekim pazar sabahı) Taksim meydanını kana bulayan canlı bomba haberini anımsayacaksınız.

İşte o talihsiz bombalama eyleminden sonra tüm medyada yayınlanan fotoğrafları çekerken deklanşöre dokunan parmağın sahibi: Ahmet Çetin

O sırada, Taksim Meydanı’nı karşıdan gören bir otelde konaklıyormuş Çetin. Uzandığı yatakta gözlerini yumup kestirmeye hazırlanırken, her yeri titreten, insanın içini dağlayan patlama sesi ve ardından duyduğu “Canlı Bombaa, canlı bomba var!” çığlıkları, peş peşe yankılanan tabanca sesinin ardından, fotoğraf makinesini kapması ve pencereye varması bir olmuş. Birkaç saniye önce kendini infilak ettirmiş bir insanın parçalanmış kalıntıları, kaçışanlar, yaralı ve korkmuş polis memurlarını görmüş vizörden… Nefes bile almadan, hızlanan kalp atışlarını duymadan, arka arkaya basmış deklanşöre! Hiçbir yerde olmayan, birçok gazetecinin ve fotoğrafçının, hayalini kurduğu, aklından geçirdiği sahneleri belgelemiş tam 56 kez. Terörün lanet, kahrolası yüzünü görmüş o küçük otel odasından, Taksim Meydanı’na doğru uzattığı objektifinden kaçamamış gerçek, hapsolmuş, donup kalmış zaman!

Fotoğraflar öyle çarpıcı ki, dünyanın her hangi bir ülkesinde, her medya, her TV ve her gazete kullanabilmek için sıraya girebilecekken, Ahmet Çetin, bu işleri Türkiye’de yapmanın talihsizliği ile tanışmakta gecikmemiş.

Tanıklık ettiği ve fotoğrafçılık güdüsüyle belgelediği trajik olayın şokunu atlatıp, hemen ailesini aramış, ajansların telefon numaralarını bulmalarını istemiş.

Bursa’ya vardığında biraz daha sakin kafayla düşündüğünde, önce CHA, ardından da DHA’yı aramış. Her kim çıktıysa telefona aldığı yanıtlara hayret etmiş:

-Ha o olay mı, yok yok, haber bayatladı. İşe yaramaz o fotoğraflar.

Hayal kırıklığı… Oysa çektiği karelerin öneminin farkında Ahmet Çetin, medyanın işine yaramasa da emniyet mensupları için kanıt olabilecek ayrıntılar da içerebilecekken ajanslardan aldığı yanıt moralini bozmuş:

“İşin parasında pulunda değildim, ama hiçbir yerde olmayan fotoğraflar çekmişim ve ben sıradan biri değil, fotoğraf sanatçısıyım, en azından bu açıdan bakıp fotoğrafların kaliteli bir makineyle çekildiğini düşünerek beni ciddiye alabilirlerdi “ diyor ve ardından bir de İHA’yı arıyor.

Bundan sonra yaşananlar ise ayrı bir skandalı da beraberinde getiriyor!

Çetin, 1 Kasım pazartesi sabahı İHA Bursa Bölge Müdürlüğü’nü arıyor. Telefona çıkan İrfan adlı kişiye olayı anlattıktan sonra bir iki fotoğrafı e-maille yollanması isteniyor.  Çok geçmeden İHA, Osman adlı bir muhabirini yollayarak 56 kare fotoğrafı alıyor, daha sonra gelip kendisi ile röportaj ve haber yapacağını söyleyip gidiyor.

1-2 saat kadar sonra İHA muhabiri Osman tekrar Ahmet beyi arıyor ve “Ağabey birazdan tüm gazeteler ve ajanslar seni arayacak! Lütfen fotoğrafların sende olmadığını, İHA’dan gelen muhabir çok uyanıkmış, elimdeki fotoğrafları bilgisayarımdan keserek aldığı için elimde fotoğraf olmadığını söyle olur mu?” diye tembih ediyor!

Osman şark kurnazı, aklınca uyanık…

Ancak Ahmet Çetin’in aklı da karışıyor, kandırıldığı hissine kapılıyor. Yarım saat sonra telefonu hiç susmamacasına, her saniye çalmaya başlıyor. Önce yerel gazeteler, hatta “Bu haber bayatladı” diyen diğer ajanslar bile, fotoğrafları kendisinin çekip çekmediğini teyit ettirip, talep etmeye başlıyorlar!

“İHA ya fotoğrafları siz mi verdiniz?  İHA fotoğraflarınızı satışa koyduğu, haberiniz olsun” bilgisini de alınca Çetin, sinirlenip tüm fotoğrafları isteyen her ajansa ve gazetelere vermeye başlıyor!

İHA ise aradan 7 ay geçmesine rağmen, hiç bir emek sarf etmemeden o fotoğrafları abonelerine geçiyor ve verdiği “röportaj yaparız” sözünü de yerine getirmek bir yana teşekkür bile etmiyor!

Ahmet Çetin’in çektiği fotoğraflar ise ülkemizin en büyük gazetelerin manşetinde kullanılırken, sadece CNNTurk’den Cüneyt Özdemir yaşadıklarını anlatması için kendisini davet edip, 5N1K programında konuk ediyor!

Ahmet Çetin, şimdilerde fotoğrafçılığını bir adım öteye taşıyıp, birikimini sinemaya ve belgeselciliğe dökmek istiyor ve bunun için, İnSanat Sinema Derneğinin düzenlediği 16mm Sinema Atölyesi’nin “22. Dönem Sinema Atölyesi” çalışmalarına katılıyor.

İHA bu işten para kazandı mı, bilemiyorum ama bu olayla birlikte Ahmet Çetin’in çok büyük bir hayat deneyimine sahip olduğu aşikar. Artık Türkiye’de telif haklarının işlemediğini, sanat çalışmalarının para etmediğini daha iyi biliyor!

Ahmet Çetin’in 5N1K programına katıldığını bölümün videosunu buradan izleyebilirsiniz:

http://video.cnnturk.com/2010/programlar/11/3/02-11-2010


--
Suat Oktay Şenocak
"İnSanat Derneği"


DKM ARŞİVİ

Loading