forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

SENDİKASIZ GAZETECİ, TEKEL EYLEMİNDE…

Aktif .

ÜMİT OTAN

Gazetecilik yaşamı boyunca hiç sendika yüzü görmemiş bir gazeteci, sendikalı işçilerin eylemlerini izlerken hangi duygulardadır, çok merak ederim. Belki hiç “tanışmadıkları” için akıllarına bile gelmiyordur. Ama buradan bakınca trajik bir tablo görünüyor, hüzünlü ve hatta ağlanası…

Tekel işçilerinin eylemleriyle ilgili haber yapan, fotoğraf çeken, kamerası sırtında koşturan, canlı yayında “vah zavallılar” diye hüzünlü röportajlar yapan, köşelerinde “döktüren” velhasıl tüm gazeteci milleti sendikasız. Anadolu Ajansı çalışanları hariç. O da devletin ajansı.

Televizyonda bir açık oturum…

Herkes bağırıyor, çağırıyor. Tekel işçilerinin düşürüldüğü duruma ağıtlar yakılıyor.

Yıllarca Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın genel başkanlığını da yapan hanım gazeteciye, “Sizin sektörde kaç işyerinde sendika var” diye soruluyor.

“Bir tek Anadolu Ajansı” diye zayıf bir ses duyuluyor.

Hemen ardından da bunun suçlusu olarak başka adresler gösteriliyor.

Sendikalaşma ve sendikanın hayatta kalması için direnenlerin başına ne haller getirildiği, bazı “babayiğit” ve “anayiğit”lerin”  köşelerinde aslan kesilirken neler yaptıklarıyla ilgili çok anekdot var, ama dedikoduya girer…

Cumhuriyet çalışanı hanım gazeteciden, “Bizim gazetede var” diye bir tümce bekledim.

Yıllardır zaten “mış” gibi görünen sendikalılık demek orada da “sıfırlanmış”…

Gelelim gerçeğe…

Günlerdir hatta haftalardır köşelerinde Tekel işçileriyle ilgili ahkam kesenlerin bir tek gün sendikalaşmayla ilgili  tek satır yazdıklarını gördünüz mü?

Televizyon ekranlarında “mangalda kül bırakmayanların” sendika adını ağızlarına aldıklarını duydunuz mu?

Sendikalı, örgütlü işçilerin hak arayışlarını, eylemlerini izleyip haber yapacaksın, yorum yazacaksın ve sen sendikanın kapısından bile geçmemiş olacaksın.

Böyle bir ironi evlere şenlik değil de nedir?

Sendikalı oldukları için işlerinden atılan gazeteci arkadaşların kapı önünde “grev gömleği” giymiş otururken, sen önlerinden geçip, “yokmuşları” oynayıp sonra “Aslanım Tekel işçileri” diyeceksin.


Böyle bir iki yüzlülüğe can dayanır mı?

Çalışanlarının sendikalaşmasından “öcü görmüş gibi korkan” Dinç Bilgin, şu an çok mu iyi durumda?

Aldığı gazetelerde örgütlü sendikayı bir gecede “dışarı atan” Aydın Doğan, şu an hayatından çok mu memnun?

Hadi, patronlar öyle, ya çalışanlar?

Her an işten atılma korkusuyla, tutunacak bir dalın olmamasının verdiği huzursuzlukla ve katlanarak yapıldığı sanılan, nasıl bir gazeteciliktir?

Gerçekten gazetecilik midir?

Diyelim ki, yetkililerimiz bir sabah kalktı ve hiç olmayacak bir “şey” yapmaya karar verdi.

Diyelim ki, “Şu gazeteci milletini en iyisi ‘4C ile 4Z” arasında bir kadroya alalım da rahat edelim” dediler.

Sahi, ne yapardınız?

Tekel işçileri için çırpınıp duran gazeteci milleti , size soruyorum:

“Ne yapardınız ve nasıl yapardınız?”

Sendikalı Tekel işçisi, haftalardır eylemleriyle ders veriyor.

Herkes dersini alıyor.

Gazeteci milletinin alacağı hiç ders yok mu?


NOT: Ümit Otan'ın yazıları aynı zamanda http://www.t24.com.tr de yayınlanmaktadır.

DKM ARŞİVİ