forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

AHMET KAYA’NIN KIZI MELİS’İ DUYDUNUZ MU?

Aktif .

umit_otan_120ÜMİT OTAN - EGE'DEN  

Bir yanda 13 yaşında babasız bıraktırılmış genç kızın, “akılla yaşamayı” öneren dimdik duruşu, diğer yanda partilerin önemli yerlerindeki siyasetçilerin, “medya büyüklerinin” sözleri. Bir yanda onca acı, onca bedel, diğer yanda Etlik-Çinçin dolmuşuna binme korkusu… Melis’in sözleri beni içimden vurdu. Melis’in sözleri beni utanç uçurumlarına yuvarladı, utandırdı, ya sizi?

 Bir sevgisizlik hayatıdır sürüp gidiyor. Sevgisizlik hızını kesmiyor, nefrete, linçe doğru dolu dizgin bir gidişat...

 Habertürk’te  aydınlarımıza, sanatçılarımıza “neler yaptığımız” konuşuluyordu. Orhan Pamuk’a linç girişimleri, Ahmet Kaya’nın vatanını terk etmek zorunda kalışı, gurbette ölüşü…

 Akşam gazetesinden Özlem Çelik’in geçenlerdeki yazısından bir bölümü kesip, masamın görünecek yerine koymuştum. Televizyonda bir ressam konuşuyor, ben “o bölümü” okuyordum. O ressam başka telden çalıyor, Melis başka şeyler söylüyordu:

“'Kendimi bilmeye başladığımdan beri ailem bir savaşın içerisinde. Ben bir savaşın içerisindeyim ve o savaşın içerisinde atıldım büyüme macerasına. Bir sabah babam öldü ve annemle baş başa kaldım, yapayalnız. Bu yapayalnızlık içerisinde, bu kadar acıtılmamıza karşı duyarlılık beklentimi, ne yazık ki büyümeye çalışırken yitirdim. Hala bizi incitmeye çalışmaktan, babamın değerlerini, babamın değer verdiklerini kırıp dökmeye çalışmaktan kendinizi alıkoyamadığınızı uzaktan acıyla izliyorum. Hiçbiriniz bu hayata dair benim ve annemin ödediği bedelleri ödemiş olamazsınız; hiçbiriniz benim çektiğim acıları çekmiş, taşıdığım yükleri taşımış olamazsınız. Artık lütfen yorulun bizim canımızı yakmaya çalışmaktan, çünkü biz zaten kalplerimizi Paris'te gömdük. Siz de akılla yaşamanın güzelliğine erişin...” (AKŞAM, Özlem Çelik, 21.11.2010)

 Melis şimdilerde 23’ünde olmalı…

 Annesiyle birlikte, onlara dayattığımız zor hayatta yine de güzellikten, iyilikten, akıldan vazgeçmiyor. Biz büyükleri de akılla yaşamanın güzelliğine çağırıyor, ama nafile…

 Nafile, çünkü “büyükleri” onun dilinden konuşmuyor…

 O büyüklerden, CHP PM Üyesi Şahin Mengü, BDP ile seçim ittifakı söylentilerine ateş püskürürken, araya mezar ziyaretlerine tepkisini de sıkıştırıyor. Tepkisi şundanmış efendim:

“…Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun Paris’te bir savcıyı öldürmekten mahkum olmuş, sanatçı tarafı güçlü olsa da fikir suçu olan bir zatın mezarına gitmesidir. Yine aynı şekilde, ‘Apo’yu özledik’ diyen bir başka insanın mezarını daha ziyaret etmesidir”

Ne yapmış Kılıçdaroğlu? Yılmaz Güney ile Ahmet Kaya’nın mezarlarını ziyaret etmiş.

Yine o büyüklerden CHP PM üyesi Korkmaz Karaca, daha da sert:

“Ben bir Atatürk milliyetçisi olarak Ahmet Kaya’yı ve Yılmaz Güney’yi asla bir demokrasi kahramanı olarak görmüyorum. Kaya ve Güney’i demokrasi kahramanı olarak gösteren, kutsanan hiçbir fotoğrafı da CHP’lilerin tasvip etmeyeceğini biliyorum. Cumhuriyetin değerlerinin ilelebet payidar olması için varım. Bugün konuşmayacaksak, ne zaman konuşacağız? Cumhuriyeti kuran bir partinin lideri, en hafif tabiri ile Cumhuriyete kalkışma yapan her iki insanın mezarlarını nasıl ziyaret edebilir?” (VATAN, 18.11.2010)

Değil mi yani?

Nasıl ziyaret edebilir…

Gazetesinde genel yayın müdürü olduğu zamanlarda, Ahmet Kaya için, “Vay Şerefsiz” manşeti atan da, televizyonlara çıkıp hata yaptığını söylerken,  “eski hayatına”, Etlik-Çinçin mahallesi dolmuşlarına bindiği günlere dönmekten ne kadar çok korktuğunu da  itiraf etmekten çekinmiyor.

Bir yanda,  anasıyla zor bir hayatı sürdürürken, kini, nefreti, sevgisizliği, korkuyu elinin tersiyle itmiş, gencecik bir genç kız…

Diğer yanda bir mezar ziyaretine bile katlanamayan büyükler…

Eski yoksulluğundan korkan, ürpertiler geçiren büyükler…

Melis’in sözleri yüzümüzü kızartmıyorsa, içimizde gedikler açmıyorsa, bizi utandırmıyorsa ve hala nefret “fışkıran” yüzler ekranları kaplıyorsa, bu nasıl bir hayattır?

Bu yaşadığımız gerçekten bir hayat mıdır?

umitotan@gmail.com

DKM ARŞİVİ