forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

RÖPORTAJ YATAĞA DÜŞÜNCE…

Aktif .

umit_otan_300X225ÜMİT OTAN - EGE'DEN  

Onca yer varken bir röportajın yatakta yapılmasındaki “sırrı”, düşünüyor taşınıyor, bulamıyorum. Otel odasında ve yatakta “sarmaş dolaş” fotolar eşliğinde yapılan röportajın sırrını bilen varsa lütfen beni aydınlatsın…

 

Medyamızda kadın çalışanlar arttıkça büyük sevinç duyanlardanım. Köşelerde, ekranlarda çoğalan kadın yüzlerinin medyamızın “erkek imparatorluğunu” hizaya getireceğine inanıyordum ve çok umutluydum. Her şeye karşın umudumu yine de yitirmek istemiyorum, ama köşelere doluşan, köşelere sığmayıp ekranlara taşan bazı kadınlar beni ürkütüyor, korkutuyor.

Bir kadın, erkeğin boynundaki kravatı “yular çeker gibi” çekiştirerek röportaj yapıyor. Fotolar ille de ilginç olacak. Ama ne ilginç…

Bir diğeri, ille de yatakta olacak…

İnternette yer alan haberle göre, efendim daha önce Ajda Pekkan’la yatağa giren gazetecimiz, bu kez Özge Ulusoy’la otel odasında ve yatakta daha ilginç bir röportaj yapmış.

Röportaj yapılan kadın nasıl da güzelmiş. “Aman Allah’ım o bacaklar, onlar nasıl uzun, 1.20... Vahşi bir hayvan gibi. Estetik ve asil. Hem hanımefendi hem seksi” imiş.

Bu kadar güzel bir kadınla fotoğraf  kolay değil.

Düşünüyorlar, taşınıyorlar, gazeteci kadın, “Mecburen yatağa gireceğiz” diyor… (Hürriyet Pazar eki)

Niye ki?

Röportaj verecek kişinin sözleri yatakta anlam mı değiştiriyor?

Şöyle oluyor: “İlginç” fotolara dalıp, spotlara göz atıyorsunuz, röportaj güme gidiyor. Tabii yapılan gerçekten röportajsa…

Bir diğeri, kuş sütü eksik  Bodrum yaşamında, yine de sıkıntıdan patlıyor. Sol dudağına ısırık atmış fotosunun altına döktürüyor:

Kocamı nasıl seviyorum, dondurup çerçeveletesim geliyor, o derece. Kimseler görmesin istiyorum, kıskançlığım zirvede...”

Efendim kocasının karşısına dikilmiş, "Aşkım ben İstanbul'a gitmek istiyorum” demesiyle birlikte, Ali’nin yüzüne gözüne neşe gelmiş…

Sonra apar topar İstanbul’a dönmüşler. İstanbul’u ne kadar da özlemişler.

“Ey okurlar”a  nasihat kıyağı da unutulmamış: “Bırakın klişeleri, olun kendiniz gibi.”

(17.8.2011, Sabah)

Bak seeeen…

Tam da klişelerimden arınmaya başlıyordum ki, kadın yazarların “saç saça baş başa” durumlarına kaptırdım kendimi.

Hadi biz erkeklere alışmıştık. Şah damarları patlarcasına bağıranlara, aşağılayanlara, küfredenlere, tehdit edenlere nefret edenlere “şerbetli” olmuştuk da…

Kadınlardan biri eleştiriyormuş gibi yapıp neredeyse hedef göstermiş. Hedef gösterilen tehdit mektupları aldığını yazmış. Bir gazeteci kadın, bazı kadın yazarları, “Dişi Çölaşanlar” diye betimlemiş…

Adları yazmama gerek yok.

Medyamızda bir öne çıkma, kendini gösterme, herkes tarafından acilen tanınma, televizyonlardan program kapma histerisi yaşanıyor ve hiç beklemediklerinizden hiç beklemediğiniz “numarayı” görebiliyorsunuz.

Umur Talu’ya da gına gelmiş olmalı ki geçen gün şöyle diyordu:

Nasıl oldunuz be çocuklar... Ne çabuk oldunuz! Tut ki şöhret oldunuz.. , Değer mi peki! Değdi mi?" (Habertürk, 4.8.2011)

Değer mi değmez mi bilemem ama, bu gidişat pek hayra alamet değil…

Sözü olanlara başımızın üzerinde yer var.

Gazetecilik yapıyormuş gibi köşelere kurulmuşlara, ekranlara sıvanmışlara, onlara olanak veren patronlara, yöneticilere diyorum ki:

“Yetti artık…”

umitotan@gmail.co 

DKM ARŞİVİ